Türkiye'nin kendine has lezzetleri gerçekten paha biçilemez ve hiçbir şeye değişilmez. Simit de en kıymetlilerimizden. Bu kadar emek isteyen bir yiyeceğin gündelik hayatın bu kadar da merkezinde ve yaygın olması ayrıca şaşırtıcı gelir bana. Nerede olursak olalım sokağa çıktığımızda illa ki bir simitçi görürüz. Evde bile olsak sokaktan gelen "simiiiitçi" sesine aşinadır kulaklarımız. Tam da bu yüzden sıradan ve alelade görünür gözümüze. Halbuki bence simit; aslında anlatacak çok şeyi olan ama ketum, çevresindekileri kıskandıracak kadar yetenekli olduğu halde fazlasıyla alçakgönüllü, köşkte yaşayabilecek kadar zenginken küçük, sade ve mutlu bir yuvayı tercih eden son derece gururlu bir insana benzer.
Hazırlanması ekmekten daha zahmetli olmasına rağmen ekmek kadar hayatımızın içinde olan bu "sakin" lezzet, aynı zamanda bir o kadar da çabuk bayatlar, ömrü pek kısadır. Bir nevi hızlı tüketim ürünüdür. Yemek israfına tahammülüm minimum seviyede olduğundan bayatlayan simitleri asla çöpe atmam. Ya rondoda çekerek galeta unu yaparım, ya da ıslatıp camımızın önüne gelen kumrulara veririm. Bu kez, elimdeki bayat simidi daha önce televizyonda rastlayıp aklıma yazdığım bir tarifte değerlendirmek istedim. Hem kahvaltı hem de akşamüstü atıştırmalığı olarak tek tabakta tüm ihtiyaçlarınızı karşılayıp nefsinizi köreltecek bir lezzet oldu.