Alev'in tarif günlüğü

9 Kasım 2010 Salı

"Leziz" bir gün

Bugün bir kez daha anladım ki insanın kendisine vakit ayırması ruhen zindelik sağlıyor. Genellikle evde yalnız olduğum tatil günlerinde bütün gün aylaklık edip günün sonunda "ulan yine bir sürü iş kaldı" derim içimden; tatil keyfi pişmanlıkla harmanlanmış zehre döner adeta. Bugünse -belki havanın aniden bahara dönmesinin de etkisiyle- huzurlu ve hoş bir tatil günü geçirdim. 

BOL PÜF NOKTALI KİŞ TARİFİ
Sabah Yiğit giderken ben de uyandım, yatakta tekrar uyumak için debelenmedim, hemen kalktım. Salonda radyo dinleyip dergi okudum. Mükellefvari bir kahvaltının ardından bebiş dinlesin diye klasik müzik açtım ve mutfakta dünden kalan dağınıklığı topladım. Dün akşam yemek işi için buzluktan pişmiş ıspanak, kıyma ve krema çıkartmıştım. Hedefim ıspanaklı kiş ve biber dolması yapmaktı. Onların yanına bir de süpersonik bir tarhana çorbası...Önce kiş hamurundan başlamak lâzımdı, çünkü hamurunu hazırlayıp dolapta bekletecektim. Bir sürü yerden kiş hamurunun tarifini okudum. Aslında kiş daha önce defalarca yaptığım bir yemek, ama yine de hamurunu tutturması her seferinde zor geliyor. Sonunda şöyle bir malzeme ve ölçü listesinde karar kıldım:
- 2 kaşık tereyağı
- 1/2 bardak sıvı yağ (ben fındık yağı kullanıyorum)
- 1 yumurta
- 1 fiske tuz
- 3 kaşık soğuk su 
 - aldığı kadar un

Eskiden soğuk su yerine yoğurt kullanırdım bu hamuru yaparken. Fakat anladığım kadarıyla hamurunun daha çıtır olması için soğuk ya da buzlu su en iyisiymiş. Bir de kabartma tozu... Ondan da vazgeçtim, çünkü kiş hamurunun kabarması zaten hiç makbul değil; tam tersine kabarmasın diye göbeğinizi çatlatıyorsunuz.


Gelelim kiş hamurunun nasıl hazırlandığına... 1.5 - 2 bardak kadar unu ve tuzu büyük bir börek tepsisinin içine eledim. Unun ortasını açıp ayrı bir kapta sıvı yağ ile birlikte çırptığım yumurtayı döktüm. Oda sıcaklığındaki tereyağını da ekleyip başladım yoğurmaya. Biraz güç isteyen bir işlem oluyor, çünkü un malzemeyi kolay kolay emmiyor. Bu durumda yardımınıza soğuk su yetişecek :) Hamur biraz şekillenmeye başlayınca biraz daha un ekledim, çünkü yeterince sert değildi. Kiş hamurunun kıvamı biraz ilginç, hafiften dağılır gibi olması gerekiyor. Kısacası doğru olanı lastik gibi uzamaması.... Yoğurma işleminin ardından hamuru büyük bir rulo haline getirip streç folyoya sardım ve buzdolabına attım. Yaklaşık bir saat sonra çıkarıp iki yağlı kâğıt parçasının arasına koydum. Merdane yardımıyla olabildiğince ince bir hamur açtım (yuvarlak pişirme kabımın tabanından büyük olacak şekilde). Sonra hamuru pişirme kabımın içine kenarlarını da kaplayacak şekilde yaydım, fazlalıkları kesip attım. Hamurun tabanına fırın kâğıdı yerleştirdim, onun da üzerine ağırlık yapsın ve hamur kabarmasın diye bol bol mercimek serptim. 180 derece fırında 15 dk. kadar pişirdim, böylece üzerindeki malzeme pişerken hamurun çiğ kalmasını engellemiş oldum. Ispanaklı karışımı, kremayı ve en üste de rendelenmiş kaşarı yerleştim ve kişi tekrar fırına attım. Kişin piştiğine emin olunca kaşarların altın rengini alması için fırının modunu turbodan "üst fırın"a getirdim. Şekil şemal ve tat itibariyle çok hoş bir sonuç elde ettiğimi söyleyebilirim.

BUGÜNE KADAR NEDEN DOLMA YAPMADIM?
Kiş miş derken karnım acıktı bu arada tabii... Hemen dolaptaki portakallı kerevize saldırdım. Yoğurt eşliğinde silip süpürdüm hepsini. Sıra biber dolmasına gelmişti. Ve fakat evde dolmalık biberim yoktu. Bir koşu markete gidip eksiklerimi tamamladım. Kiş pişerken biberin harcını hazırlamıştım. Yani 250 gr. kıyma, 1doğranmış soğan, salça, tuz, karabiber, 1 çay bardağı kadar yıkanmış pirinç ve biraz da nar ekşisini yoğurdum. 10 tane ufak biber almıştım, harç fazla gelince evdeki kırmızı biberlerin içine de koydum. Neden bilmiyorum ama bugüne kadar hiç biber dolması yapmadım. Pek üşenilecek bir tarafı da yok hani. İnsan elli defa kiş yapıp da dolma yapmıyorsa orada bir tuhaflık var demektir :) Neyse zaten herkes bilir dolmanın tarifini, anlatmaya gerek yok. Bu arada tencere de büyük geldiği için biberlerden arta kalan yerlere iki tane bardağı ters şekilde koymak zorunda kaldım. Bu da bugünün pratik bilgisi olsun :P

CEVİZLİ KURABİYE YEMEZSEM ÇATLARIM
Dolmalık biberleri doldurmaya başlamadan önce cevizli kurabiye için hamur hazırladığımı söylemeyi unutmuşum. Dün bir posta yapıp (yine hayatımda ilk defa denediğim bir tarif) annemlere götürmüştüm. Ama orada çok fazla yemek yediğimiz için kurabiyelere pek dokunamamıştık. Bir yandan aklım da kalmadı değil. Ben de aklımda kalacağına midemde kalsın dedim ve yeniden yaptım. Nasıl mı yaptım?

Cevizli kurabiye
- Yarım bardak sıvı yağ
- Yarım bardak şeker
- 1 yumurta
- Vanilya
- Yarım bardak ceviz
- kabartma tozu
- un (ölçmedim ama heralde 2 bardak kadar vardır)

Önce yağ ve şekeri iyice çırptım, sonra yumurta ve vanilyayı ekleyip çırpmaya devam ettim. Un ve kabartma tozunu birlikte eleyip oldukça yağlı bir hamur yaptım. Cevizleri bir buzdolabı poşetine koyup büyük bir kavanozla küçük parçalara böldüm, onları da hamura ekledim ve tıpkı kiş hamuru gibi kurabiye hamurunu da streç folyoya sarıp buzdolabında beklettim. Böylece hamur sertleşiyor ve kurabiyeler de daha çıtır oluyor. Buzdolabından çıkarttığım hamurdan ceviz büyüklüğünde toplar yapıp aralıklı olarak pişirme kâğıdı serdiğim fırın tepsisine dizdim. Yaklaşık 16 adet kurabiye çıktı bu hamurdan. 150 derecede 30 dk. kadar pişirdim ve bence şahane oldular. Şimdiden 4 taneyi hüplettim bile; beşinciye de yan gözle bakıyorum.

TARHANA YALANLARI
Tarhana çorbasını henüz yapamadım, çünkü eskisi gibi aralıksız olarak ayakta duramıyorum. Geçen hafta etli nohut, sebzeli bulgur pilavı, sebze çorbası ve peynirli böreği mutfaktan hiç çıkmadan yapıp bitirme girişiminde bulundum ve sonu çok acılı oldu ne yazık ki... Hamilelikte bel ağrıları iki katına çıkıyormuş meğer, bunu da anlamış oldum. O yüzden artık yorulmaya başlamadan önce küçük molalar veriyorum.

Ben normalde tarhana çorbasını sevmem. Annem bana tarhanayı içirmek için bin takla atardı. Hatta bazen domates çorbası diye yutturmaya çalıştığı bile olurdu. Ama bu sefer Ayvalık'tan gelirken şahane bir tarhana getirmiş. Bize geldiklerinde birlikte yaptık çorbayı. Önce tarhana ıslatılıyor (o gün vaktimiz olmadığı için ve tarhana çok taze olduğu için bu adımı atladık), sonra tencerenin altı açılıyor ve içine salça ve biraz da yağ konuyor. Pişmeye yakın bolca nane de serpince ortaya mis gibi bir çorba çıkıyor. İşte bu kadar basit!

LÜKÜS HAYAT
Planladığım her şeyi yapamamış olsam da, günümü yapmaktan hoşlandığım şeylerle geçirdiğim ve huzurumu kaçıran hiçbir olay veya kişiyle muhatap olmadığım için kendimi çok iyi hissediyorum. Bu, kesinlikle kazanılmış bir gündü; ve artık onlardan o kadar az var ki... Huzur, özellikle de İstanbul gibi bir yerde, çok büyük bir lüks haline geldi. Çok trajik değil mi?..

Not: Bu arada yatmadan önce çorbamı da yaptım. :)
Not 2: Ben uzun süreli tatillerde baykuş moduna dönüyorum ister istemez, yani geceleri uyanık, öğlene kadar da uyur vaziyette... Fakat kendimi de pek kötü hissediyorum, çünkü hemen hava kararıyor. Oysa bugün hem bolca pineklemeye hem de bolca iş yapmaya vaktim oldu, hatta bu yazının büyük çoğunluğunu Yiğit eve gelmeden bitirdim.

1 yorum: