Bloga ara verdiğim uzun süre içinde yemek yapmaya ve sevdiklerime tattırmaya olan tutkum hiç azalmadı, aksine arttı. Bu noktada bir itirafta bulunmam da gerekir ki; heves ettiğim, beni heyecanlandıran birçok konuda yeterince sebatkar olamamışımdır bugüne kadar. Belki bunu maymun iştahlılık olarak nitelendirmek de doğru olacaktır. Hatta belki sırf bu nedenle belli bir konuda uzmanlaşmakta zorluk çekiyorum. Mutfak konusunda uzman değilim elbette, olsa olsa tutkulu bir öğrenciyim diyebilirim. Ancak benim için önemli olan nokta bu tutkuyu kaybetmemiş olmam. Bunu, ekran başına her oturuşumda kendimi, istisnasız olarak, tarif siteleri içinde kaybolmuş bulmamdan anlıyorum. Saatlerce okuyorum, beni heyecanlandıran, mutlaka denemeliyim dediğim tarifleri not ediyorum. Hatta bazen dayanamayıp geceyarısı mutfağa girip pişirmeye başlıyorum. Bir yandan da öğrendikçe aslında ne kadar az şey bildiğimi keşfediyorum, öğrenecek daha ne kadar çok şey var telaşına kapılıyorum. Bence bu çok güzel bir telaş. İnsanı kamçılayan, yaptığı işe daha çok bağlayan bir duygu. Mutfağa olan ilgimi tetikleyen bir etken de aslında sıkılganlığım diye düşünüyorum. Çünkü her gün yeni bir yemek pişirmek zorunda olan bir anne olarak durmadan hepimizin aşina olduğu klasik tencere yemeklerini yapmaktan çok sıkılıyorum. Elbette her gün denenmemiş tarifler sunmuyorum aileme, vaktim elvermediğinden veya "benimkiler (eşim veoğlum) bunu yemezler şimdi" diyerek kolay kaçtığım, kaçmak zorunda olduğum oluyor. Ama pişirdiğim yemeğe illa ki ilave bir baharat veya malzeme ekleyemeye çalışıyorum.Deneyip çok beğendiğim, ailemin beğendiği reçeteleri mutlaka tarif defterime yazıyorum, bu benim için çok önemli. Doğal afet durumunda yanıma alacağım belki de tek eşyam bu defterler olur :) Aslında bu kadar yazıp çizmeme rağmen defterlerime gösterdiğim özeni bloga göstermememin temel sebebi yemek sunumu konusunda pek başarılı olmadığımdan yaptıklarımı fotoğraflamayı es geçmem. Açıkçası fotoğrafsız bir tarif, teknik açıdan ne kadar doğru olursa olsun, şahsen benim için hiçbir şey ifade etmez. Amma velakin pişirdiğim şeyin lezzetine o kadar odaklanıyorum ve piştiğinde çıkan kokuya o kadar kaptırıyorum ki kendimi, bırakın sunum hazırlayıp fotoğraf çekmeyi, daha saniyesinde tadına bakıp şeklini şemalini bozuyorum yaptığım yemeğin. Yine de böyle bir bahaneyle blogdaki paylaşımlarımı durdurmamın anlamı yok. Bu blogu öncelikle kendime derli toplu ve kalıcı bir arşiv oluşturmak için yazıyorum, bunu unutmamalıyım.
"Kendime not" babındaki bu öz-motivasyon mektubumla birlikte yine kendime söz veriyorum ki bu mecraya gereken önemi göstereceğim. Bu mutfak deneyim ve maceralarımı kendime saklamaktan vazgeçeceğim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder